PETERSBURG’UN MODERN RÖNESANSI

Sayısız gösterişli müze, çar sarayları, zarif parklar ve keşfedilmeyi bekleyen büyüleyici tiyatrolar… Sanatın ve mimarinin merkezi St. Petersburg, Rusya’nın en güzel şehri.

Şehrin tarihi merkezi daima görülesi bir yer. Yüz yıllar içerisinde yapılan kat kat eklemeler şehrin devasa ana meydanı Nevsky Prospekt‘e yaklaştıkça birbirine adeta yol veriyor. St. Petersburg stilize avrupai mimarisi, sakin kanalları ve gösterişli nehir dolgusuyla Rusya’da başka hiçbir yere benzemiyor. Şehrin bugünkü hali, ülkenin kurucusu Büyük Peter’ın Rusya’nın geleceğine dair kurduğu hayallerin izini taşıyor.

New York‘tan daha genç olan bu planlı şehirde eski bir Avrupa başkenti havası seziyorsunuz ve bu son derece hedeflenmiş bir netice. XVIII. yüzyılın başlarında, fazla gelişme kaydedememiş olan Rus İmparatorluğu‘nun “Avrupa’ya açılan bir pencere” olması amacı ile tasarladığı şehir, kısa sürede aydınlanmaya doğru hızla yol alan bir milletin başkenti oldu.

Kanal kıyılarında dizili neoklasik saraylardan, sokakların mükemmel derecede orantılı ve simetrik planlanmasına kadar kentin mimarisinin her unsuru da bunu en iyi şekilde yansıtıyor.

St. Petersburg‘da en çok dikkat çeken şeylerden biri, onu ticari ve iş odaklı Moskova‘dan çok ayrı bir yere koyan sanat ve kültür alanlarında sahip olduğu imkanlar.

St.Petersburg’da ki müze, Büyük Katarina‘nın özel sanat koleksiyonundan yapılan eklemelerle, dünyanın en kapsamlı sanat koleksiyonlarından birinin ev sahibi haline gelmiş. Şehrin misafirlerinin daima ilk durağı olan ve meşhur Kış Sarayı‘nda yer alan Hermitage Müzesi tablolar, heykeller, tarihi nesneler ve şatafatlı dekorasyon tarzlarına dair unsurları bir arada görebileceğiniz dev bir hazine odasını andırıyor. Ama ziyaretçileri bugünlerde müzeye çeken etken meydanın diğer ucundaki Kış Sarayı’na bakan yeni kanadın baştan aşağı yenilenmesi. Genelkurmay Binası‘nın 2014 yılında açılması müzenin XXI. Yüzyıla geçişinin bir işaretiydi. Göz kamaştıran cam ve beton galeriler Hermitage‘ın izlenimci, post-izlenimci ve kübist tablolarından oluşan eşsiz koleksiyonunu hak ettiği şekilde sergiliyor. Mutlaka ziyaret edilmeli.

St. Petersburg‘u ziyaret etmek için en doğru zaman mayıs ayının sonu ve temmuz ayının başı arasındaki dönem. Şehrin kuzey enlemlerinde yer alması güneşin neredeyse hiç batmamasına sebep oluyor. Ufuk çizgisinin hemen altına inerek gökyüzünü birkaç saatliğine beyazımsı bir griye boyayıp tekrar yükseliyor. Burada yaz ortasında hava en yüksek derecelerinde seyrediyor. Parklar çiçeklerle bezenirken kentliler uzun, soğuk ve karanlık bir kışın ardından neredeyse bulaşıcı denebilecek bir kaygısızlık haline bürünüp bitmeyen yaz akşamlarının keyfini gecenin geç saatlerine kadar kanal kıyılarında yürüyerek, tuhaf saatlerde uyuyarak ve kendilerini havadaki kuzey büyüsüne bırakarak sürüyor.

Mayıs aynı zamanda St. Petersburg‘a has bir yiyecek olan korkushki‘yi denemek için de harika bir zaman. Denize giderken yol üzerinde Neva Nehri‘ne uğrayan bu küçük balıklar baharın gelişini müjdeler. Sokakta kiloyla satılan gümüş renkli bu ufak çaça balıkları çoğu restoranda mevsimsel yemek olarak karşınıza çıkar. Normalde pane haline ve limonla servis edilen kosyushki‘nin kokusu ilginçtir ki salatalığı andırır. St. Petersburg‘luların en mutlu olduğu an koca bir tabak dolusu kosyushki’yi mideye indirdikleri andır.

St. Petersburg’da gittiğinizde yanınızda büyükçe bir şemsiye ve sağlam bir yağmurluk bulundurmaya özen gösterin. Hava çok soğuk olmasa da ara ara denk gelebileceğiniz sağanak yağmurlar, sizi bir restoranın tuvaletinde kıyafetleriniz değiştirmek zorunda bırakabilir.




Rusya dendiği zaman aklınıza soğuk buz gibi insanlar gelebilir. Aslına bakarsanız bir bakıma öyleler ama bu zannedildiği kadar soğuk oldukları anlamına gelmiyor elbette. Rusya’ya gittiğiniz de dikkatinizi en çok çekecek olan şeylerden birisi kuralların olması. Her şey belli bir sisteme bağlı ve her şey kuralına uygun olmalı. Mesela sarayın bahçesinde sizin için beyaz çizgilerle belirlenmiş olan yürüyüş ya da gezi yolunun dışına çıkıp kafanıza göre yürüdüğünüz an da, çalışan görevli askerler tarafından uyarı düdüğü alıyorsunuz. Ya da döviz bozdurmak için girmek istediğiniz dövizciye girene kadar birkaç kapıdan geçe geçe gidebiliyorsunuz. Ve en önemlisi ki bu çok da takdir ettiğim bir durum oldu, gittiğiniz hiçbir yerde rusça dışında bir dil göremeyişiniz. Tabelalar, metro tabelaları, panolar, ilanlar vs. vs. Hepsi rus alfabesi ile yazılmış ve kesinlikle ingilizceye yer verilmemiş. Bu bir noktada ülkeye gelen turistler için sıkıntı olsa da, kendi dillerini, kültürlerini koruyup muhafaza etmeleri pek takdir edilesi bir durum.

Rusya için gidilecek en uygun zaman Eylül – Ekim gibi bitiyor. Sonrasında kış mevsimi, soğuk havalar, kürkler, botlar geri geliyor. Elbette kışında ayrı bir güzel olur fakat siz hazır havalar normal şartlardayken rotanızı bir Rusya’ya çevirin isterseniz. Ve gittiğinizde kendinize şu meşhur matruşkalardan almayı da unutmayın.

Iyi yolculuklar…

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here

eight − 6 =