Sosyal medya ile ilgili şahsen aklımda çok soru var. Özellikle sosyal medya ve çocuk ilişkisi hakkında. Ve 14-15 yaş altı çocukların elindeki telefonlar ve kendi adlarına açılmış hesaplarla ilgili daha da çok soru var.

Dünya nüfusunun yarısından fazlasının (belki daha az ya da daha çok ) o ya da bu mecrada mutlaka bir hesabı var. İş amaçlı, hobi amaçlı, trend amaçlı ya da başka bir sebepten dolayı hepimiz belki de birden fazla hesaba sahibiz. Bu hesapları dünyanın bir ucundan diğer ucuna hemen herkesi ya da istediğimiz kişileri takip etme ve yorumlama şansına da sahibiz. Aynı şekilde ne paylaştığımız ya da yazdığımız tamamen de kendi tercihimiz. Fakat bu mecrayı son yıllarda farklı amaçlarla kullananların sayısı oldukça arttı. “Sosyal medya fenomeni” ana başlığı altında bir meziyeti olan ya da olmayan herkes ortalara döküldü.  Hal böyle olunca da bu akımlara herkes ister istemez dahil olmaya, dahil olmasalarda paylaşımlara maruz kalmaya başladı. Elbette burada sosyal medya ile hayatımıza girmiş kaliteli iş yapan ya da faydalı bir şeyler sunan kişilerden bahsetmiyorum. Bunu bir dip not olarak belirtmekte fayda var.




Şimdi ilk paragrafa tekrar geri dönmek istiyorum; aklımdaki sorular… Böylesine uçsuz bucaksız, önü alınamayan ve zapt edilemeyen bir ortama 14-15 yaş altı çocuklarımızı tek başına bırakmamız ne kadar doğru?

Aslına bakarsanız böyle bir yazı uzun zamandır kafamda şekillenen bir yazı değildi. Yani “bir ara da sosyal medyanın hayatımıza etkileri ya da sosyal medya ve çocuklar ile ilgili bi yazı yazayım insanlar okusun” diye düşünmedim hiç. Hemen herkes son bir kaç gündür bir sosyal medya fenomeninin ( Kerimcan Durmaz ) uçak tuvaletindeki görüntüleri hakkında konuşuyor. Özellikle internet ve televizyon ortamında konu çok dallanıp budaklandı, açıklamalar yapıldı, soruşturmaların başlatıldığı bile söylendi. Kınamalar, çığ gibi büyüyen tepkiler, ayıplamalar vb. geliştirilen pek çok davranıştan sonra durup düşünüldüğünde şahsen benim aklıma şu soru geliyor; Bir insanı ( özellikle de tanımadığımız ) bu kadar yüceltmenin, üzerine düşmenin, baş tacı etmenin ve belki de onun için çıldırmanın tam olarak mantığı nedir? Elbette insanız ve belki bizde hatalar yapabilir, rezil olabilir, küçük düşebilir, sonunda da pişman olabiliriz. Fakat burada takıldığım ve belki de takıldığımız nokta, bu şahsın ya da onun gibi sosyal medya fenomeni olan kişilerin bizim hayatımızdaki yerleri. Peki bu konunun çocuklarımızla alakası ne? Hemen anlatayım…

10 yaşında sosyal medya hesabı olan “çocuk” birinin, yetişkin olarak sosyal medya hesabı kullanan ve toplum normlarından farklı bir hayat sürerek bunu göz önünde yaşayan kişinin davranışları hakkında bir yetişkin gibi düşünmesi mümkün değildir. Ne kadar olgun olursa olsun ya da ne kadar aklı başında olsun o her şeyden önce bir çocuktur. Ve bu gördükleri ya da takip ettikleri ya da maruz kaldıkları onun beyninde sentezleyebileceği kadar da basit değildir. Siz ailesi olarak sürekli onun hesaplarını kontrol altında tutsanız da o çocuk bir şekilde durumdan haberdar olacak, izleyecek, dinleyecek ya da takip edecektir. Her dakika başında olamazsınız. Bu sebeple çocukların kişilikleri veya davranışları, popüler olduğu ve rağbet gördüğü için takip ettiği kişi gibi olmaya başlayacaktır. Burada altını çizmek isterim ki hiç kimsenin özel hayatı bir başkasını elbette ilgilendirmez. Herkes dilediğini dilediği gibi yaşamakta özgürdür. Fakat tekrar belirtmek gerekir ki toplum normlarının dışında olan hemen her şey çocukların gelişimine zarar verir. Çocukların motor öğrenme ( model alarak öğrenme ) davranışlarının o yaşlarda yüksek olduğu da göz önüne alındığında aslında ne kadar da sakıncalı bir durumla karşı karşıya kalındığı ortaya çıkmış oluyor.




Şahsen ben çocuk dediğimiz yaş aralığında çocukların değil sosyal medya, telefon kullanmalarını bile doğru bulmuyorum. Çünkü gerek yok. Yani 10 yaşındaki bir çocuğun akıllı telefon kullanması pek de mantıklı değil. Maillerini kontrol etmicek, arkadaşları ile aileden habersiz dışarıda buluşma ayarlamayacak, banka hesaplarını kontrol etmeyecek, sosyal medya kullanmasına da gerek yok… Belki eski telefonlardan biri olabilir. Sadece iletişim kurması amacı ile verilebilir. Diğer türlüsü oldukça sakıncalı bir durum.

Youtube kanalı açıp video paylaşan çocuklar var mesela. Neden? Ne gerek var böyle bir şeye? O çocuk kitap okusa, top oynasa, müzik yapsa, bir estrüman çalsa, bisiklete binse, ailesi ona vakit ayırsa da beraber kaliteli vakit geçirseler. Ne yazık ki günümüzde daha çocuklar 3 yaşından itibaren tablete ve telefona alıştırılıyorlar. Televizyondan vazgeçtim… 3 yaşında eline tablet telefon almış ve şimdi de 9-10 yaşına gelmiş bir çocuk ne isteyecek? Günümüz trendi olduğu için bir adet sosyal medya hesabı isteyecek. Kendi ilgi alanlarına göre elbette ailenin izin verdiği ölçüde takip ettiği hesaplar olacak. Onu da takip etmek isteyecekler tabii. ( Bu konu hakkında da ayrı bir yazı oluşturacağım. Çocukların kim olduğunu bilmeden takipleştiği insanlar. ) Böylece o çocuk da sosyal medya kazanının içine düşmüş olacak. Bu da elbette yetişen neslin yetişme şeklini, hayata bakış açısını, kişilik özelliklerini ve davranışlarını etkileyecek.

Sosyal medyanın aslında olması gerekenden çok farklı alanlarda kullanılması da hem yetişkinler hem de çocuklar için doğru bir profil çizmiyor elbette. Bizim zamanımızda sosyal medya yokken sevdiğimiz sanatçıların posterlerini duvara asar, hatta gazetelerden haberlerini keser alırdık. Bu bizim hiç bir zaman ahlakımızı bozmazdı. Üstelik bunları ailemizle de paylaşırdık. Onlarda bizi doğru bir şekilde yönlendirirdi. Fakat şimdi çoğu aile ya da çoğu yetişkin hastalık derecesinde takip ve yorum trafiği yaşıyor. Takip ettiği kişinin ilişkisine, ailesine ya da hayat tarzına hakaret edebilecek, iğneleyecek, tehdit edecek kadar uç noktalara varıyor işler. Günümüzde artık çoğu insan birbiri ile mahkemelik durumda. Psikolojisi bozuk yetişkinler ne yazık ki sağlıklı bireyler yetiştirmekte de sıkıntı yaşıyorlar. Belki her şey bu kadar ulu orta paylaşılmamalı. Belki de herkes önce kendine dönüp, insanların hayatlarına bu denli karışma ya da yönlendirme hakkını kendisinde görmemeli.

Uzun lafın kısası sosyal medya çocuklar için uygun bir mecra değildir. Sapığı vardır, hırlısı vardır, hırsızı vardır, soyunanı vardır, cinselliği vardır, alkolü vardır, kadın erkek ilişkileri vardır, vardır da vardır… Çocuklar hayatla ilgili şeyleri ve toplumsal normları, ne olduğu ya da kim olduğu belli olmayan sosyal medya fenomenlerinden değil, ailesinden, annesinden ve babasından öğrenmelidir. Ondan sonra bu çocuk neden böyle oldu, neden böyle yaptı, neden başarısı düştü diye fellik fellik pedagog aramanın, panik olmanın alemi yok.




 

 

 

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × five =