İstanbul’da Büyükada zamanı nihayet geldi çattı. Yazın kalabalığından ve sıcağından uzak olan Büyükada, huzurlu atmosferi ile şehir hayatından kilometrelerce uzakta ziyaretçilerini bekliyor. Tarihi güzellikleri ve görkemli köşkleriyle her mevsim pek çok ziyaretçiyi ağırlayan ada, bu yıl İstanbul Bienali‘ne de ev sahipliği yapıyor.

Yazımıza devam etmeden ufak bir hatırlatma yapmakta da fayda var; Bienal 10 Kasım 2019 Pazar günü sona eriyor. Yani kaçırmak istemeyenler elini çabuk tutsa hiç fena olmaz.

Büyükada’nın en sevdiğim kısmı İstanbul‘dan kaçmak için hem yakın hem de uzak bir yer olması. Yaklaşık 1 ile 2 saat arasında değişen bir yolculukla buraya ulaşmanız mümkün. Galiba en uzun mesafe Kabataş‘tan sürüyor ve 2 saati buluyor. Eğer Bostancı‘dan ya da Kartal‘dan bindiyseniz vapura, maksimum yarım saatte adadasınız.

Havalar daha bozmamışsa iskelenin etrafında çiçeklerden yapılmış taçları satan çocuklar hemen etrafınıza doluşacaklardır, hazırlıklı olun. Sonrasında ise şahane bir atmosfer ve yolculuk sizi bekliyor olacak.

Büyükada ne çok büyük ne de bir günde her yeri gezilip bitirilecek kadar küçük bir yer. İstanbul’un Marmara Denizi‘nde Prens Adaları adıyla kümelenmiş dokuz adanın en büyüğü olduğu için bu ismi almış. Bir uçtan diğer uca en uzak mesafe 4 kilometre. Nüfusu ise 7 bin civarında. Özellikle yaz ayalarında günü birlik ziyaretler oldukça fazla. İstanbul’dan oldukça ziyaretçi alan bir yer. Fakat yaz bittiğinde ve sonbahar geldiğinde ve daha sonra da kış bitip ilkbahar geldiğinde, burası tadından yenmez bir yere dönüşüyor. Hem sakin hem huzurlu bir yer oluveriyor.




Bu yıl aynı zamanda 16. İstanbul Bienali‘nin bir kısmı Büyükada’da gerçekleşiyor. Pasifik Okyanusu‘nun ortasında, genişliği 3,4 milyon kilometrekare, ağırlığı ise 7 milyon ton olan devasa atık yığınına işaret ederek “Yedinci Kıta” başlığı ile düzenlenen bienal, bu yıl daha çok çevre sorunlarına odaklanıyor. Ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz bienal, yukarıda da yer verdiğimiz gibi 10 Kasım’a kadar devam edecek. Sergi mekanları olan Mizzi Köşkü, Hacopulo Köşkü, Taş Mektep ve Aandolu Kulübü gezilip görülecek diğer yerlere de çok yakın.

Adada resmi hizmete mahsus araçlar dışında motorlu araçlara yer verilmediği için ulaşım genellikle bisikletlerle sağlanıyor. Faytonlar tüm tepkilere ve yaptırımlara rağmen hala çalışmaya devam ediyor ne yazık ki. Onlarca atın ölümüne sebep olan faytonculuk genellikle kalabalık gruplar ve turistler tarafından ilgi görüyor.

Adanın merkezinde çeşitli mağazaları, dükkanları ve en güzeli de meşhur dondurmacıları görmeniz mümkün. Yaz mevsimi kadar yoğun olmayacağından dondurma kuyruklarında beklemenize de gerek kalmayacaktır.




Adanın sembol binası olan Aya Yorgi Klisesi, her yıl yerli ve yabancı yüzlerce ziyaretçinin akınına uğruyor. Tepeye çıktığınız zaman gördüğünüz manzara ise size günün bonusu olmuş oluyor. Bu lokasyon Marmara Denizi‘ne tepeden bakan eşsiz konumu ile herkesi büyülüyor. Eğer manzara sizi acıktırdıysa, manzaraya bakan keyifli bir kır lokantası olan Yücetepe‘ye uğrayabilirsiniz.

Dönüş yolunda Nizam ve Çankaya caddelerinden geçerek adanın en görkemli yapılarını görmeniz mümkün. Nizam Caddesi‘ndeki Con Paşa Köşkü, Midilli doğumlu Con Paşa tarafından 1880 yılında yaptırılmış. Bahçesindeki heykellerle mini bir açık hava müzesini andıran bu köşk, etrafını saran ahşap sütunlu balkonları ve çatı kuleleri ile adanın en ihtişamlı yapılarından biri. Nizam Caddesi‘nden denize inen Hamlacı Sokak’ta, Kızıl Ordu kurucusu, Sovyet lider Lev Troçki‘nin sürgün yıllarını geçirdiği köşk alıyor. 1929-1933 yılları arasında adada yaşayan Troçki’nin evi, 3 bin metrekarelik bir alana inşa edilmiş. Kırmızı duvarları ile dikkat çeken ve bienalin mekanlarından biri olan Mizzi Köşkü‘de yol üstünde hemen karşınıza çıkıyor.

Büyükada’ya gelip balık yemeden dönmek olmaz. Sahilde yer alan balık restoranlarından birini rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Sevmeyenler için menülerde farklı seçeneklerde mevcut.




Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − four =