İnandıklarımıza sahip çıkmak gerçekten çok önemli. Gerçekten ne kadar inanıyoruz? Bir şeyler istediğimizde, dilediğimizde ya da seçenekler arasında karar vermek zorunda kaldığımız zaman, acaba gerçekten kalbizmizin sesi yeteri kadar kuvvetli çıkıyor ve inancımız baskın geliyor mu? Elbette bu kişiden kişiye göre değişir. Ama benden size ufak bir tavsiye; inanmadığınız hiç bir yola girmeyin. Tabii ki aklınızın ne dediği önemli ama kalbinizin sesini ve inandıklarını bastırırsanız o yola mutlu devam edemezsiniz.

Genellikle günlük hayatımızda yaşadığımız sıkıntılar, ayrılıklartartışmalar ve beraberinde içinde bulunduğumuz tatsızlıklar arasında sıkışıp kalıyoruz. Bu sıkışıklıktan kurtulmak ya da feraha ulaşmak için hepimizin tercih ettiği yollar var. Fakat en etkili olan 3 yolla karşılaşıyoruz hep. Ya Tanrı‘ya olan inancımız gereği ettiğimiz dualar sonrasında başımıza gelenler ya inanmayıp da sadece evrenin enerjisine güvenerek pozitif mesajlar göndermek ya da hem inanıp hem de doğru mesajlar göndermeyi denemek. Benim bakış açıma göre bu ikisi yadsınamaz gerçeklerden. İkisinin bir arada tadından yenmiyor. Peki bu ikiliyi nasıl bir araya getireceğiz?




Hangi dinden olursak olalım ortak paydamız genllikle Tanrı. Her koşulda inancımız O’na yönelik. Çoğu zaman fark etmeden “Tanrım lütfen xxxx olsun, lütfen xxx yapabileyim, lütfen bana yol göster…” gibi cümleleri kurup duruyoruz. Peki bunun etkisinin ne ölçüde olduğunu hiç düşündünüz mü?

“Bir şeyi 40 kere söylersen olur” sözü ile düşüncenin gücüne inanların mantalitesi ölümüne kapışır. Eskiler bilirmiş cidden. Bir şeyi ne kadar çok söylersen, ne kadar çok istersen, ne kadar önemser ve ona ulaşmak için çabalarsan onu mutlaka elde ediyorsun. Önemli olan doğru cümlelerle, hiç bıkmadan talep etmekte.

Önce kendinizi bir düzeltin. Mesela kalbinizi bozmayıngıybet yapmayıniftira atmayınharama bulaşmayın vs.vs. Tüm bunlar sizin iç dünyanızın yani ruhunuzun toparlanmasına ve temizlenmesine olanak tanıyacaktır. Sonrasında dua edin. Konuşun! Bu kadar basit abartmaya ya da seramoniler yapmaya gerek yok. Sadece konuşun. Sanki bir psikoloğa gitmiş gibi ya da karşınızda çok yakın bir arkadaşınız varmış gibi söyleyeceklerinize odaklanarak konuşun. Sessiz ve sakin bir ortamda, temiz ve düzgün, dikkatinizin dağılmayacağı bir alanda konuşun. Konuştukça, anlattıkça aslında neyi ne kadar istediğinizi ya da belki de istemediğinizi fark edeceksiniz. Siz konuştukça kalbiniz ve aklınız söylediklerinize inanacak ve inandıkça, siz daha fazla konuşacaksınız. Belki ağlayacak, belki üzülecek ve belki de konu konuyu açacak ve farkındalıklarınız artacak. Konuşmaktan korkmayın. Hele ki Tanrı‘ya inancınız varsa o zaman hiç korkmayın.




Tüm bunların yanı sıra sabretmek en kıymetlisidir. Takılmayın. Ne zaman olacak ne olacak nasıl olacak diye düşünüp durdukça ve o konuyu deştikçe anlamsızlaşmaya başlar sizin için. Umutsuzluğa kapılır, inancınızdan olursunuz. Olana kadar her gün konuşmaya, dilemeye ve istemeye devam edin. Düşüncelerinizi, dualarınızı bölmeyin. Üzerinde bu kadar düşünmeyin. Elbet gerçekleşir inandıklarınız.

Bir diğer önemli nokta da hiçbir şey yapmadan boş boş yaşamayın. Tabiri caizse boş oturanı Allah sevmezmiş. Ben diledim, konuştum, dua ettim hadi olsun dersen olmaz. İnanmak biraz da bununla alakalı. Emek harcamak önemli. Çaba sarfetmek kıymetli. İlla ki konuyla ilgili vardır yapabileceğin şeyler. Önemli olan harekete geçmek. İşte bedenen, zihnen ve kalben inanmak bu noktada devreye giriyor. Bir bütün olmalı hepsi. Ancak bu şekilde dengede kalabilir, inancının peşinden gidebilirsin.

Panik olmakorkmaürkmeumutsuzluğa kapılma… Korkunun olduğu yerde güzel olan hiçbir şey barınamaz. Korktukça daha çok sıkıntı yaşarsın. Beynin ister istemez senaryolar üretir sana, sen de sanki gerçekmiş gibi o senaryolara tutunursun. Hani derler ya akışına bırak diye; sen de akışına bırak. Nefes al arkana yaslan. Önce yaradana sonra da kendine ve inandıklarına güven…




Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here

8 − 6 =