Ben buradayım diye bağırıyor aslında iklim krizi. Sadece ülkemiz değil, dünyanın her yerinde iklim krizinin etkileri ile mücadele ediliyor. Çıkan yangınlar, yaşanan doğal afetler, seller, toprak kaymaları gibi pek çok sorun iklim değişikliğinden kaynaklanıyor aslında.

Durum bu kadar ciddiyken bizde iklim krizi mevzusunu belli başlıklar ve bölümlerle ele alalım istedik.

Aylardır Avustralya‘da devam eden ve hala durdurulamamış olan yangınlar, iklim krizinin en büyük örneklerinden biri haline geldi. Yaşanan olağandışı kuraklık ve yağışların yetersiz olması durumu daha da tetikler hale geldi.





 

İklim değişikliği sebebi ile yağışların normal düzeni bozulmuş durumda. Yağmurun yağacağı aylarda yağış yoğunluğu arttığı için bu durum aynı zamanda sellere sebep oluyor. Tüm bu yağışlara rağmen Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz Havzası son 900 yılın en ağır kurak dönemini geçiriyor. 2019 yılı Türkiye‘nin en sıcak 4.yılı oldu. İşin kötü tarafı ise her 10 yılda bir, bir önceki yıla göre daha sıcak geçiyor.

Yaşanan yangınlar aynı zamanda 500 milyondan fazla canlının ölümüne de sebep oldu. Zaten iklim değişikliği sebebi ile dünya üzerinde hergün yaklaşık 200 canlı türü yok oluyor. Son 44 yılda canlı popülasyonlarının %60’ı azalmış durumda.

Bir diğer sorun ise eriyen buzullar. Buzullar eridikçe deniz seviyesi de artıyor. 2100 yılına kadar deniz seviyesi 2 metreye kadar yükselebilir deniliyor. Bu sebeple de kıyı kesimlerde göç artışı bekleniyor. Bu arada 2008 ile 2018 yılları arasında yaklaşık 265 milyon insan göç etti.





 

Dünay üzerinde yaklaşık %70 oranında su bulunmakta. Ve biz bu oranda sadece %2,5 kadarını kullanabiliyoruz. BM Gıda Tarım Örgütü‘nün raporuna göre, 2025 yılına kadar 1,8 milyar insan, içme suyuna erişemeyecek hale gelecek.

Aynı zamanda iklim değişikliği sebebi ile erezyonlarda artış söz konusu. Bu da topraktan beslenen tüm bitkilerin tehdit altında olduğunu gösteriyor. Mevcut kaynakların bilinçsiz tüketimi bitkilere ve hayvanlara zarar verdiği için pek çok bitkinin ve hayvanın nesli tükenmekte.

Eldeki veriler aslında oldukça göz korkutucu. Çok değil, önümüzdeki 5 ile 10 yıl arasında ciddi tehditlerle karşıkarşıya kalacağımız kaçınılmaz bir durum söz konusu. Peki ne yapmalı?

Bir sonraki yazımızda neler yapabileceğimizden bahsedeceğiz. Takipte kalın ve konuyla ilgili araştırma yapmayı da lütfen ihmal etmeyin.





 

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here

one + 19 =