Anksiyete Nedir?

Hemen her insan hayatının belli bir döneminde çeşitli depresyon ya da psikolojik sorunlar geçirebilir. Bunun ruhsal anlamda pek çok sebebi olabileceği gibi, fizyolojik ya da biyolojik sebepleri de olabilir.

Yaşadığımız olaylar, başımızdan geçenler, travmatik durumlar ve olaylar karşısındaki duruşumuz, her açıdan psikolojimizi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Anksiyete de bu psikolojik olumsuzluklardan biridir aslında.

Anksiyede nedir? Sorusunun en kısa ve net açıklamasını; kaygı, gerilim, endişe, sıkıntı ve korku hali şeklinde yapabileceğimiz gibi, yaşanan iç çatışmalar ve öğrenilmiş bazı davranışlar olarak da değerlendirebiliriz.

  • Basit Korku Veren Durumlar

Basit korku veren durumları, normal ve sıradan deneyimler olan korkuyla ilgili durumları aktarmak olarak tanımlayabiliriz.

Endişe ve anksiyete ancak yoğunluk düzleminde farklılık gösterirler ve anksiyete çok daha güçlü bir duygudur. Anksiyeteyi üç kategoriye ayırabileceğimiz gibi, endişeyi de iki kategoriye ayırabiliriz. Biri nedeninin bilincindedir. Genellikle endişe olarak nitelendirilen duygu kişisel bir kaygıdan kaynaklanır.

Korku var olan bir tehlikenin algılanmasına ya da her durumda bir tehlike işaretine bağlı bir duygudur. Örneğin; fırtınadan, depremden, sarhoş ya da silahlı bir insandan, karanlıkta duyulan bir sesten rahatlıkla korkulabilir.

  • Basit Korku Veren Durumlar : Üç Tip Anksiyete

Birisine “zaman zaman ya da çoğu zaman kaygı duyduğunuz olur mu?” diye bir soru sorulduğunda genellikle evet cevabını alırız. Normal anksiyete genellikle insanın kendisi ya da başkaları için oldukça kesin bir tehlikenin beklenmesi ya da korkusundan kaynaklanan bir duygu durumudur.

Üç Tip Kaygı

  1. Nedenlere bağlı anksiyetenin nedenleri olaylar, olgular, yaşanan gerçeklerdir ve bunlar kimi zaman ölçüsüz biçimde büyütülürler ya da yanlış yorumlanırlar. Basit kaygılar ise her zaman kendilerini doğrulayan nedenler ya da gerekçeler yaratabilirler. Bu tamamen basit bir psikolojik durumdur.
  2. Freud tarafından çok iyi belirlenmiş olan “kaygılı bekleyiş” normal psikolojik alan içinde yer almaz. Normalliğin dışına taşar.

Kendisine bir bahane bulabilecek temel bir düşüncenin içeriği ile ilişkilendirilebilecek, yargı ve değerlendirmeler üstünde etkili, beklentileri seçen, kendisine bir doğrulama bulabilmek amacıyla fırsat kollayan belirsiz kaygı, felaket bekleme eğilimi, içinde bulundukları durum dışında kesinlikle hasta gözükmeyen bir çok insanda görülen özellik, üç tip kaygı durumunda normal psikolojik alan içinde yer almaz.

Freud “bekleme kaygısı” ve “kaygılı bekleme” arasındaki tercihi bize bıraktığından biz “kaygılı bekleme”yi tercih ediyoruz. Çoğu zaman neredeyse kronik olan bu tavır, kaygı alanına değil, anksiyete alanına girer.

Nedenlere bağlı anksiyete, çok sık görülse de nedenleri ile birlikte doğar ve ölür. Sıkıntılı bekleyiş ise nedenleri değil, en azından açıklamaları bulmaya çalışır.

Bu ikinci tip anksiyetenin oluşturduğu alanada, birbirlerine az ya da çok yakın safhalarda, asıl anlamları içinde sıkıntılı krizlerinin işaretleri görülür.

Kesin bir nedeni olmayan ve kaygı krizlerinin oldukça inatçı temelini oluşturan “belirsiz” anksiyete temel bir kaygı şeklinde ortaya çıkar. Nevrotik kaygının iki kanadından birincisinin özelliği budur. İkinci kanat ise kesinlikle kaygı krizinin kendisidir. Sadece belli dönemi kapsayan ve etkisi sınırlı bir kaygı söz konusu olduğunda, gerçek anlamda kaygı çoğu zaman yokmuş gibi görünecektir. Oysa vardır ve bireyin mevcut psikolojisi içinde gizli kalmıştır. Bütüncül, belirsiz ve bulanık bir bunaltı gibi gözükür.

  1. Üçüncü tip kaygı, bilinçdışının kaygısı, her ikisi de bilinç alanı içinde yer alan daha önceki iki tip anksiyete ile karşılaştırılabilir. Bilincin açık seçikliği içindeki nedene dayanan kaygı, bulanık, bireysel kaygı.

Nevrotik kaygının kökeni, ben içinde ya da “ben”in bilinçdışının ilk sınır bölgelerine karıştığı belirsiz bölgede kolayca tanınır. Buna karşılık, fobik sıkıntı ve zaman zaman arkasından gelen anksiyete tipi bilinçdışı bir sıkıntının işaretlerini gösterir sadece.




  • Dönemsel Nevrotik Kaygıdan Kronik Nevrotik Kaygıya

Hemen hemen her zaman belirsiz kaygı ile bağlantılı nevrotik kaygı, ister dönemsel ya da ılımlı olsun, ister kuvvetli ve kronik olsun, genel karakteristiği hiçbir nesnel nedenin karşılığı olmamasıdır.

Spontan sıkıntı krizi “basit koşullar ile ilişkisiz, bizim için de hasta için de anlaşılmaz bir biçimde spontan ve bağımsız bir kriz gibi, bir tehlike ya da bir gerekçe söz konusu olmaksızın” gelir. (Freud)

Ne var ki çoğu zaman, kriz, psikolojik ve psikolojik olarak sıkı biçimde karışık izlenimlerden oluşan dramatik bir bütünlükle ilgilidir. Dr. Marcel Eck de anksiyeteyi kaygıdan ayıran somatik ( beden ile ilgili ) ölçü üstünde durur: Kaygı anksiyeteden, somatik bir unsurun çoğu zaman baskın çıkması, her zaman katılımı ile ayrılır.

Bununla birlikte, somatik ölçütün belirginleştirilmesi gerekir. Endişe, korku, sıkıntı bazı fizyolojik belirtilere neden olabilir. Fark şudur; fazla şiddetli olmayan kaygı krizinin somatik olgularının belirgin özellikleri her zaman gerginlik, kopma, dramatik bir belirti, kavrayıcı bir olağanüstülüktür. Basit kaygının verdiği olağan fizyolojik tepkiler için aynı durum söz konusu değildir.

NOT: Nevrotik kaygı deneyimi çok sık yaşanır. Fakat herkes de aynı özellikler görülmez.

  •  Fobik Temelli Nevrotik Kaygılar

Fobik temelli nevrotik kaygılar üç temel özellik gösterirler ve bunların içindeki fobik özellik, birazdan değineceğimiz esas fobinin tersine, her zaman aksesuar değerindedir ve potansiyel niteliğindedir.

Öncelikle anlaşılabilir görünen fobik sıkıntıyı ayırt edelim. Yoğun bir korku ya da bir dehşet duygusu diyebiliriz. Aynı şekilde, aşırı ve sistemli fobik kaygı ( uçak, gemi fobisi gibi ) nedenleri ile mantıksal bağlantı içindedir.

Sadece kaygıdan muaf birer anksiyete olan takıntılar vardır. Bunların nedenlerle olan ilişkileri anlamsızlık noktasına kadar gider.

Takıntılı nevrozda, takıntıdan muaf anksiyete durumunda oldukça mantıklı sayılabilecek nedensel ilişkinin artık sadece son derece belirsiz bir mantıksal dayanağı vardır.

Takıntılı kaygılı kişi kendisini sürekli denetlemek zorunda hisseder. Isıtıcının fişinin çekilip çekilmediği, kapının kilitlenip kilitlenmediği, vanaların kapanıp kapanmadığı gibi… Öte yandan da yapılması gerekenin yapıldığından da son derece eminlerdir. Her türlü akıl yürütmeden kaçan bir zorlayıcılık söz konusudur.

Kimileri kapı ziline dokunup onu okşamak ister. Nasıl nevrotik kaygı anılan durumlarda “kaygı nevrozu” olarak adlandırılabiliyorsa, takıntılı nevrotik kaygı da gerektiğinde “takıntılı nevroz” olarak adlandırılabilir. Bu durumda takıntılar daha da anlamsızlaşırlar.

  • Psişik Kaygı ( Bilinçdışı Kaygı )

Freud’un kaygılar teorisinde sürekli bilinçli kaygı olan nevrotik kaygı ve “bilinçdışı kaygı” ya da “psişik kaygı” adını verdiğimiz “kaygı histerisi”nin ayırt edildiğini göreceğiz.

Psişik kaygı adlandırılmasının nedeni bilinçdışında yer alan izlenimlerin normal gelişme sürecinde bir duraklama ya da sapmaya ya da herhangi bir koşul veya durumda etkinleşerek daha önceki bir evreye doğru gerilemeye yol açmalarıdır. Olgunlaşmamış bir psişizme, belirsiz, tanımlanmamış ya da gerileyici libido tanımlamalarına denk düşer. Bu rahatsızlık nevrozların değil, psikonevrozların alanına girer. Nevrotik kaygı “ben”in bilinçli ya da bulanık biçimde hissettiği güncel durumla açıklanırken, psikonevroz kaygısı kişiliğin fark edilmeyen öyküsünde belirginleşmiş bir psişik (Psişik terimi “ruh” anlamına gelen “psişe” (eski Yunanca’da psikhe) sözcüğünün sıfatı olup, Metapsişik alanda “bedene bağlı ruha ilişkin” ya da “alışılmamış ruhsal fenomenlere ilişkin” anlamında kullanılır. kaygıdır.)

Büyük olasılıkla çocuk veya gençlik yaşamı üslubu ile doğrulanmış ve derinleştirilmiş çocukluğa özgü bilinçdışı bir çatışmayı simgeler. “Psikonevroz” sözcüğü bu durumda rahatsızlığın psişizmin içinde bulunduğunu gösterir. Oysa basit nevroz “ben”in olup biter.

Kaygı nevrotik midir yoksa bilinçdışı mı ?

Bu bağlamda kesin ayrımlar yapmak, klinik gerçekliğe göre nozolojide (Tıbbın bir dalı olan nozoloji hastalıkların sınıflandırılmasıyla ilgilenen bilim dalıdır. Hastalıkları, etiyoloji, patogenez veya semptoma göre sınıflandırılabilir.) daha kolaydır. Bu sinir ağrısının baş ağrısı ile karışması gibi nevrotik kaygının da çoğu zaman herhangi bir fantazmayla (gerçeğin belli bir referansla deforme edilmesi ile ortaya çıkan hayal ürünü. çoğunlukla bir arzudan doğar.) karışmaması mümkün değildir.

Bununla birlikte nevrotik kaygı ve bilinçdışı kaygı arasındaki ayrım temeldir ve kaygı olgularının farklılıklarının açıklanması için gerekli görülmektedir.

 

 

 

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × five =