Beynin normal çalışabilmesi için en temelde bulunması gereken yapı, algılamanın doğru ve düzenli olmasıdır. Algılama, beynin dışındaki dünyanın reseptörler vasıtasıyla beyne aksettirilmesidir.

Beynimizi kapalı bir kutu olarak düşünürsek bu kutudan dışarı bakabileceğimiz 5 pencere bulunmaktadır. Bunların ilgi gözdür. Göz penceresi dış dünyanın görsel imajı hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Dış dünya görebildiğimiz oranda vardır. Göremediğimiz oranda ise zihnen yoktur. Görmediğiniz ne varsa değerlendirmeye alınmaz.

Bir diğer pencere kulak penceresidir ve iletişimin ana yollarından biridir. Ses dalgaları anlamdırılarak iletişim meydana gelmiş olur.




Üçüncü pence kokudur. Burundaki koku reseptörleri vasıtasıyla algılanan ortamdaki kimyasal uyarıcılar kodlanarak elektriksel uyaranlar halinde beynin koku merkezine gönderilir. Bu merkezden de ilgili beyin birimlerine bilgi dağıtılır. Dış dünyanın tamamen kavranabilmesi için kokusal özellikler diğer pencerelerden gelen bilgiler ile birlikte kodlanarak anlamlandırılır. Eğer sistemde bir bozukluk var ve biyolojik yapı normal çalışmıyor, gelen bilgiyi algılayamıyor, çarpıtıyor, eksiltiyor veya arttırıyorsa bilgi işleme durumu yanlış yapılmaktadır. Buna bağlı olarak da kavrama eksik ya da yanlış oluşacaktır.

Pencerelerden dördüncüsü tat penceresidir.

Sonuncusu ise dokunma, vibrasyon, basınç ve titreşim penceresidir. İnsan vücudu deri ile kaplıdır. Ve tek bir iğne ucu kadar bile açık noktası yoktur. Derimizin her milimetresinde omuriliğimizden çıkan sinir tellerinin sonlandığı milyarlarca alıcı reseptörler mevcuttur. Bu sinir uçları, vücudumuzda dış dünya arasında temel bağlantıyı sağlayan ana bağlantı noktalarıdır. Bunlar dış dünyadan bizi haberdar eder.

Bu beş pencerenin yanında iç organlarımızdan her an bize bize bilgi taşıyan sinir yolları da mevcuttur. Beyne bilgi getiren tüm sinir yollarını sağlıklı ve normal bir durumda beyne gelen bu bilgileri değerlendirecektir. Bu noktada algı dediğimiz olay gerçekleşir.




Algılama ile doğru orantılı olan bir diğer unsursa düşüncedir. Düşünme beynin en üst entellektüel fonksiyonudur ve insana has bir özelliktir. Düşünebilmek için beynin ilgili kompartmanlarının sağlıklı ve normal çalışması gerekir. Ruhsal sağlığı yerinde olan ya da olmayan her birey düşünebilir. Yalnız burada ki hassas nokta algılama bozuk ise düşüncede ona bağlı olarak otomatik şekilde bozulacaktır. Düşüncenin normal olabilmesi için ön şart, bireyin algılamasının normal olmasıdır. 

Düşünce fonksiyonu normal olarak çalışıyorsa algılanan materyalin yorumlanması da sağlıklı şekilde olacaktır. Beynin bu fonksiyonu bozuk çalışıyorsa algılanan materyal çarpıtılacak hatalı sonuçlara ulaşılacaktır.

Düşünce mantıkla beraber yürür. Mantık medeniyetin oluşabilmesi için sebep sonuç ilişkilerinin bir matematiksel kurgudan ibaret olduğunu gösteren anlayıştır. Bireyin iddiaları mantığa uygunsa düşüncenin normal çalıştığından, değilse anormal çalıştığından bahsedilebilir. Ancak bazı düşünceler vardır ki mantıksal olarak olabilirliği mümkündür. Ama bu düşünceler düşünce bozukluğunun ürünüdür. Bireyin yersiz yere eşinin kendini aldattığı iddiasında veya çevresindeki insanların kendisine zarar vereceği ile ilgili kuşkularını dile getirdiğinde olduğu gibi.

Bir diğer açıdan bakıldığında algılama sonrası oluşan düşüncenin ardından meydana gelen şey davranıştır. Davranış beyin tarafından algılanan bilginin cevabını yansıtan bir görüntüdür. Beynimiz kendisine gelen bilgileri değerlendirmekte, yorumlamakta ve bir cevap oluşturmaktadır. Bu cevap kaslarımıza ulaşarak davranış dediğimiz durumu meydana getirir.




Sürece uygun olarak sergilenen davranışlar sağlıklı bir yapının işaretidir. Fakat sergilediğimiz davranışlar sürece uygun ya da paralel olarak gelişmiyorsa doğru olmayan bir şeyler vardır.

Tüm bunları ele aldığımızda algılama, düşünce ve davranışlar aslında bir bütündür. Bizim dış dünyaya karşı oluşturduğumuz tavır, olayları anlamlandırış biçimimiz, ele alışımız ve sonucunda sergilediğimiz tavır aslında bu sistemin bir sonucudur. İşin kötü tarafı da genellikle bir sorun olduğunu farkedemediğimiz anlardır. Yani algılamamız, düşüncelerimiz ve davranışlarımız bize normal gelebiliyorken aslında tamamen yanlış da olabilirler. İşte tam bu noktada profesyonel desteğe ihtiyacımız vardır ve kesinlikle ertelenmemesi gerekir. Erteledikçe daha sıkıntılı, daha yorucu ve daha yıpratıcı anlar, günler, aylar hatta yıllar yaşamamıza sebep olabiliriz.




 

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen − eleven =